in

Türkiye’de Yetişen Çam Ağacı Türleri ve Özellikleri



Türkiye’de pek çok çam türü olmakla birlikte doğal olarak beş çam türü yetişmektedir. Bunlar Kızılçam (Pinus brutia), Karaçam (Pinus nigra), Sarıçam (Pinus sylvestris), Fıstıkçamı (Pinus pinea) ve Halepçamı (Pinus halepensis) dır. Bu arada bir ayrıntı vereyim, sıralanan ilk üç çam türünün ismi gövde kabuklarının rengine göre verilmiştir. Bunların dışında yaygın olma-makla birlikte Sahil çamı (Pinus pinaster), Monteri çamı (Pinus radiata), Büyük kozalaklı çam (Pinus coulteri) gibi yabancı menşeli çam türleri de bulunmaktadır. Yabancı menşeli çam ağaçları kendi anayurtlarında hızlı gelişip, kısa sürede kaliteli gövdeler oluşturduklarından, aynı gelişimi ülkemizde de göstereceği kanaatiyle yıllar önce fidanlıklarda yetiştirilip ağaçlandırma sahalarına, parklara vs. dikilmiş ancak bu türler kendi anavatanlarında gösterdiği gelişimi gösterememiş ve tabiri caizse hayal kırıklığı oluşturmuşlardır. Örneğin Sahil çamı yirmili yaşlarda kurumaya başlamaktadır. Diğer yabancı menşeli türler ise genellikle park-bahçe ağaçlandırmalarında kullanılmaktadır. Oysa yerli türlerimiz doğal yetişme ortamlarında çok kaliteli gövdeler oluşturmakta ve hastalıklara karşı dış menşeli çamlara göre çok daha dayanıklı bir görüntü arz etmektedirler. Türkiye’de doğal olarak bulunan çam türlerinden kısaca bahsedelim.

Kızılçam: Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaklaşık 0-1200 metre rakımları arasında yayılış göstermektedir. Ülkemizdeki en yaygın çam türüdür. İstanbul’dan başlayıp tüm kıyı boyunca İskenderun körfezine kadar seyahat eden bir kimse lokal bölgelerdeki Fıstıkçamları ve Halepçamları hariç tutulursa hemen hemen Kızılçamdan başka çam türü görmeyecektir. Bahsi geçen bu sahil bölgelerimiz aynı zamanda orman yangınlarının en fazla görüldüğü yerlerdir. Her yıl binlerce hektar Kızılçam ormanı yangınlar neticesinde yok olmaktadır. Kızılçamın en fazla yangına maruz kalan tür olmasında, yayılış gösterdiği bölgenin sıcak ve kurak olması kadar, yapraklarında ve odununda bol miktarda reçine bulunması da önemli bir etkendir. Çoğunuz Kızılçam ormanı yangınına denk gelmiştir sanırım. Yangının özellikle tepe yangını özelliği kazandığında nasıl hızlı yayıldığını, bir anda onlarca metre uzağa alevlerin gittiğini ve yemyeşil ormanların göz açıp kapayıncaya kadar kömür karasına dönüştüğünü görmüşsünüzdür. Yangının bu hızlı yayılışı zaman zaman can ve mal kayıplarına sebebiyet vermektedir. Nitekim Orman Teşkilatı, Kızılçam ormanı yangınlarında pek çok çalışanını kaybetmiştir. Yangına müdahale eden görevlilerin birdenbire etraflarının yangınla sarıldığı görüldüğünde, yangın mahallinin dışındakiler için yapılacak tek şey, yoğun duman ve alevler içerisinden can siperane kurtulmaya çalışan ancak çoğu zaman bunu başaramayan meslektaşlarını göz yaşları içerisinde seyretmektir. Biraz içinizi burktum sanırım, ama ne yapalım bunlar Kızılçam ormanlarının gerçeği.

Kızılçam ağaçları tıpkı diğer çam türleri gibi belli bir yaşa gelince (ortalama 10-12) kozalak tutmaya başlamakta ve her kozalakta onlarca kanatlı tohum yer almaktadır. Kozalaklar üç yaşına gelince kozalak karpelleri gevşer ve kanatlı tohumlar rüzgarla birlikte sağa sola dağılır, bir müddet sonra da toprağa düşerler. Tohumlar düştükleri yerde uygun koşullar varsa (ısı, ışık, toprak vs.) çimlenirler ve yavaş yavaş büyümeye başlarlar. Sık bir Kızılçam ormanında ise toprağa düşen tohumlar altta yeteri kadar ışık olmaması nedeniyle çimlenemezler ve beklemeye başlarlar. Tohumlar bu şekilde onlarca yıl toprak içinde uygun çimlenme koşullarını bekleyebilirler. Bu bekleme esnasında çimlenme yeteneklerini kaybetmezler. Çünkü tohum oldukça kalın bir kabuğa sahiptir. Tohumlar, içindeki embriyoyu o kadar iyi muhafaza ederler ki, toprak yüzeyinde ne kadar ağaç ve çalı varsa yok eden korkunç bir yangın, toprak içinde çimlenmeyi bekleyen tohumlara fazla bir zarar veremez. Nitekim yangından sonra üstlerindeki koyu gölgeden kurtulup gün ışığına kavuşan çilekeş tohumlar çimlenmeye başlarlar. Bir yıl sonra yangın mahalline vardığınızda toprak yüzeyinin tamamen çam fideleriyle kaplandığını görürsünüz. Yıllar ilerledikçe fideler ağaç halini alır ve yeni bir yangına kadar veya kesim çağına gelinceye kadar yaşamaya ve odun üretmeye devam ederler. Kızılçamın odunu reçineli olmasıyla orantılı olarak böceklere ve kurtlanmaya karşı dayanıklıdır. O yüzden inşaat sektöründe, travers yapımında, ambalaj yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında kağıt sanayisinde ve kışın ısınma amacıyla tercih edilmektedir.



jKaraçam: Kızılçama biraz fazla yer verdim değil mi? Ne yapalım, Kızılçam yukarıda bahsettiğim sebeplerle bu ilgiyi fazlasıyla hak ediyor. Ama Karaçama da haksızlık etmeyelim, en az Kızılçam kadar önemli bir çam türüdür. Bu türümüz dağların zirvelerine doğru yapılan bayrak yarışında Kızılçamdan bayrağı alır ve çıkabildiği kadar yukarılara çıkar. En sonunda da bayrağı Sedir ağacına devredip bulunduğu yerde beklemeye koyulur. Yaşam alanı genellikle 800-1300 metre arasıdır. Ancak bu değerler, bölgelerin coğrafi şartlarına göre değişiklik gösterebilir. Odunu beyaz renkli ve reçinesi Kızılçama göre azdır. Optimum yetişme şartlarında çok düzgün gövde yapar ve oldukça yüksek boylara ulaşabilir. Mobilya sektöründe, inşaat sektöründe Kızılçama göre daha fazla tercih edilmektedir. Odunu Sarıçam odununun kalitesine yakındır. Emprenye edildiğinde çok uzun yıllar kurtlanmaya karşı dayanmaktadır. Düzgün gövdesinden dolayı telefon-elektrik direği olarak ta yaygın olarak kullanılmaktadır.

Sarıçam: Bu türümüz Sibirya’dan başlayıp Ardahan’dan ülkemize giriş yapar ve Kuzey Anadolu’yu dolaştıktan sonra en güneyde Kayseri-Pınarbaşı mevkiine kadar iner. Buradan daha aşağıda doğal orman oluşturmaz, ancak parklarda vs. görülebilir. Sarıçamın yayılış alanında ülkemizin en çetin kış koşulları görülür. Sıcaklık bazı dönemlerde eksi 35-40 dereceye düşebilir. Bu kadar çetin doğa koşullarının bulunduğu yerlerde ağaçlar normalden daha kısa olur ve gövdeleri biçimsiz görülür. Ancak Sarıçam bundan istisnadır. O zor koşullara rağmen kalem gibi düzgün, upuzun gövdesi (35-40 metreye kadar boylanabilir) ve sarı renkli gövde kabuğunun kendine kattığı güzellikle görenleri şaşkına düşürür. Bu haliyle çam dünyasının en güzeli payesi verebiliriz ona. Odunu da çok değerlidir. Sarıçam keresteleri oldukça yüksek fiyatlardan alıcı bulmaktadır.

Halep çamı: Akdeniz ülkelerinin sahil ağacıdır. Türkiye’de çok lokal iki yayılış alanı var-dır. Birinci yayılış alanı Adana’nın Sarıçam ormanında, Kadirli’nin Kız Yusuflu Köyü civarında Kızılçamlar ile karışık halde görülür. İkinci yayılış alanı ise Milas-Bodrum arasıdır. Bu türümüz genellikle eğri gövdeli olup kerestesi değersizdir. Odunundan reçine elde edilir.

Fıstık Çamı: Yukarıda bahsettiğim türlerimiz odunuyla ön plana çıkmaktadırlar. Ancak şimdi bahsedeceğim Fıstıkçamı, odunundan ziyade kozalaklarında bulunan çok değerli fıstığıyla anılmaktadır. Bu yönüyle bir nevi meyve ağacı kategorisine girmektedir. Çam fıstığı gıda sektöründe kullanılmakta olup ticari olarak yüksek bir değere sahiptir. Fıstıkçamı denize kıyısı olan bölgelerimizde, özellikle Ege bölgesinde 600-700 metre rakıma kadar yetişmektedir. Diğer çam türlerine göre oldukça hızlı gelişmektedir. Gevşek topraklarda ve kumul arazilerde daha iyi gelişim göstermektedir. Bu özelliği sebebiyle kumul alanların ağaçlandırılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Fıstıkçamı fiziksel görünüm olarak diğer çam türlerinden ayrılmaktadır. Bu türümüz düzgün bir gövde üzerinde dört tarafa uzanan kalın dallarla devasa bir şemsiyeye benzemektedir. Bu özelliğinden dolayı çok uzak mesafelerden bile tanınabilir.

Yazar: Enes Eker

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.