Kahve Severler Gerçekten Üç Gruba mı Ayrılıyor?

11


Yeni bir çalışmaya göre, kahve severler vücutlarının kafeine nasıl tepki verdiğine bağlı olarak üç gruba ayrılıyor.

Kafein içenlerin kendilerinin hangi gruba dahil olduklarını anlamaları eğlenceli olsa da, tüm uzmanlar raporun sonuçları hakkında hem fikir değil.

6 Haziran’da Institute for Scientific Information on Coffee (ISIC) tarafından yayınlanan rapora göre, cevabımız genlerimizde yatmakta. Spesifik olarak, kafein duyarlılığı kısmen CYP1A2 geni tarafından kodlanan CYP1A2 adlı karaciğer enzimine bağlıdır. Rapora göre bu enzim, “yutulan tüm kafeinlerin yüzde 95’inin etkisiz hale getirilmesinden” sorumludur. Başka bir deyişle, bu karaciğer enzimi vücuttaki kafeini parçalar.



ISIC üyeleri Nestlé dahil olmak üzere birçok Avrupa kahve şirketini içermektedir.

Rapora göre, genin versiyonları, insanlar arasında değişiklik gösterir ve bu genetik varyasyonlar insan popülasyonunu iki gruba ayırmaktadır: “hızlı metabolizörler” ve “yavaş metabolizörler”. Rapor, hızlı grubun kafeinlerinin yavaş gruba göre daha çabuk bozduğunu ve bu nedenle kafein etkilerinin bu grup için uzun sürmeyeceğini belirtti.

Kopenhag Üniversitesi’nde klinik bir farmakoloji öğretim üyesi olan ve de araştırmanın sahibi J.W. Langer, bu hızlı metabolizma sahibi insanların “günde birden fazla bardak kahve içebileceğini” iddia ediyor çünkü vücutları kafeinlerini sisteminden hızla temizleyebilir. Ancak yavaş metabolizanlar için, kafein vücutta daha uzun süre kalır, yani “kafeinin fizyolojik etkileri daha uzun sürer ve daha belirgindir”, Langer’e göre. Böylece, bu grup için daha düşük dozlarda kafein önerilmektedir.

Peki üçüncü grup nereden geldi?

Langer, Live Science’a “karaciğer enzimleri için genlere sahipsiniz, fakat kahvenin beyni nasıl etkilediğini de göz önünde bulundurmalısınız” dedi.

İşte burda bir nörotransmitterin olan Adenosin devreye girer. Adenozin, adenosin reseptörlerine bağlanarak, yorgunluk hissine yol açar. Fakat kafein de bu reseptörlere bağlanabilir, adenosinin bağlanmasını engeller ve böylece yorgunluğu önler ve tetikte kalmayı sağlar.

Karaciğer enziminin kafeini parçalamaktan sorumlu olduğu gibi, rapora göre, adenosin reseptörünü üreten genlerde genetik varyasyonlar da vardır. Langer, bu varyasyonların, enzimlerdeki varyasyonlarla birlikte, “yüksek, düzenli ve düşük olan üç kafein duyarlılık grubunda faktör olarak birleştiğini” söyledi. (Düşük duyarlılık grubu “hızlı metabolizörleri” içerirken, yüksek duyarlılık grubu “yavaş metabolizörleri” içerir).

Çalışmanın raporu, bireylerin kendilerini “rahat hissettikleri kafein miktarını” tüketme eğiliminde olduklarını, çünkü tüketim düzeylerinin “bireyin genetik yapısı içinde kök salmış kendi kendini düzenleyen mekanizmalara” dayandığını söylüyor. Buna karşılık, rapor az miktarda kafein tüketmek için yüksek hassasiyete sahip olanların ve düzenli hassasiyete sahip olanların “günde 5 fincan kafein tüketimi” ile “güvenli ve problemsiz” olacağını söylüyor. (Ancak, raporun özellikle fincan olarak 8 ons kahveye mi daha fazlasına mı işaret ettiği net değil; Avrupa’da, kahve genellikle ABD’de olduğundan daha küçük kaplarda sunulmaktadır).

  Nahidə Babaşlı - Gecə Gecə [Dinle İzle İndir]

Kafein endişeleri devam ediyor

Ancak bu yeni rapor bilimsel araştırmacılar tarafından tam olarak kabul edilmedi. Yeni raporda yer almayan University of Toronto’da bir diyetisyen ve araştırmacı olan Nanci Guest, raporun büyük ölçüde yanıltıcı olduğunu söyledi.

“Bu raporun ana fikrine göre, kendinizi rahat hissettiğiniz kadar kahve içmeniz sizin iyi olnak için baz almanız gereken kriter” dedi. “Bu mesaj gerçek bir kanıta dayanmıyor ve rapor hiçbir riski göz önüne almadan kahve alımını özgürce destekliyor.”

Guest’e göre “duyarlılık” terimi doğru bir tanımlama değil çünkü bireylerin “kalp krizi riskini artırma, yüksek tansiyon ve azalmış dayanıklılık performansı” olasılığını da içeren “kafein alımının etkilerini” hissedebileceğini varsayıyor.

Ancak Langer, duyarlılığı “kahve içtiğinizde hissettiğiniz” olarak tanımladığını ve bu raporun insanların “herkesin eşsiz bir kahve içicisi olduğunu” fark etmesine yardımcı olacağını umuyor.

Ayrıca kafeinin etkilerini sağlamak için aşırı miktarda kahve içilmemesine dikkat çekerek, “düşük duyarlılık” sahibi bireylerin kafeinin etkilerini hissetmek için daha fazla kafeine ihtiyaç duyabileceğini belirterek, bunun potansiyel olumsuz etkileri olduğunu belirtiyor.

Langer’e göre bu olumsuz etkiler başlıca özellikle de kafeine duyarlıysanız “kaygı ve panik ataklarını” içermekte, ancak bu hassas bireyler “azınlık” denebilecek kadar.

Guest ise kafeinin olumsuz etkileri söz konusu olduğunda “gerginlik” hissinin buzdağının sadece bir ucu olduğunu vurguladı.

Ayrıca raporda yanlışlıklar olduğunu ve verilen tavsiyenin çok dikkatli bir şekilde dikkate alınması gerektiğini de belirtmiştir. Örneğin, rapor hamile kadınların kafein alımını 200 miligrama (mg) sınırlamaları gerektiğini belirtirken, Guest sıfır kafein alımının en güvenli olduğunu söyledi. (American College of Obstetricians and Gynecologists, 200 mg sınırını desteklemekte).

Guest ayrıca, “ılımlı” olarak görülen günde beş fincan kahveyi reddetti, bu gibi alım miktarlarının dikkatle düşünülmesi gerektiğini ekledi.

Ayrıca, raporda kahve tüketiminin Parkinson hastalığına karşı olası bir koruyucu etkisi olduğu belirtilirken, Guest bu raporlara son zamanlarda itiraz edildiğini söyledi.

Kaynak: www.livescience.com