in ,

İşyeri İnsanları Öldürüyor ve Kimsenin Umrunda Değil



İnsanların işyerlerinden şikayetçi olmaları ve “İşyerinde ruhum ölüyor” yakınmaları pek de boşa değilmiş. Organizasyonel Davranış Profesörü Jeffrey Pfeffer, modern iş yerlerinin “canımıza okuduğunu” söylüyor.

Uzun ve yorucu çalışma saatleri, işyerinde çalışan sağlığının arka plana atılması gibi problemlerden pek çok kişi şikayetçi. Herkesin dilinde aynı “Bu dünyaya çalışmaya mı geldik?” yakınması var.

Stanford İşletme Yüksek Lisans Okulu’ndan Profesör Jeffrey Pfeffer, yazdığı kitapta amacını işyeri sağlığı için sessiz bir kaynak olmak istediğini söylüyor. Profesöre göre hem çalışan sağlığı hem de şirket verimi yanlış uygulamalardan olumsuz etkileniyor. Ona göre artık durmamız lazım; hali hazırda kendimize ve şirketlere çok zarar verdik.



Dying for a Paycheck (Maaş için Ölmek) adlı kitabı yayımlanan Pfeffer, modern işyerlerindeki insan sağlığına zararlı etmenlerin bir haritasını çıkarıyor. Sağlık sigortalarının kaybolmasından uzun saatlerin kişiyi ve aile yaşamını nasıl etkilediğine kadar, insanı yavaş yavaş öldüren pek çok konuya değiniyor.

Araştırmacının değindiği ilk konu, işyerlerindeki yoğun stres. Bu stresin kronik hastalıklara davetiye çıkardığını ve bu hastalıklar olan diyabet, kardiyovasküler gibi sorunların sebebi olduğunu belirten profesör, ABD’deki sağlık krizinin temelinde de bu sorunu görüyor. Ayrıca çalışanların genelde işveren tarafından sigortalı olmaması da bu krizi derinleştiriyor. (Bütün Amerikan hastaneleri sigortalar ile anlaşmalıdır ve eğer sigortanız yoksa, hastanenin Chargemaster adlı fiyat rehberine göre ücretlendirilirsiniz. Sigortalara indirim verebilmek amacıyla fiyatları oldukça saçma noktalara yükselten hastanelerin fiyatları o kadar absürt noktalara çıkmıştır ki, kalp krizi riski taşıyan sigortasız kişilerin üstünde sık sık “Hayata döndürmeyin” yazılı şeyler bulunur. Bunun sebebi hastanelerin aşırı saçma fiyatlandırmasıdır. İnsanlar ölümden dönüp her şeylerini kaybetmektense ölüp mal varlıklarını sevdiklerine bırakmayı tercih ediyorlar.)

Profesörün dikkat çektiği bir diğer nokta, ekonomik sistemde yaşanan yozlaşma ve çöküş. İnsanlar daha az çalışıyor, işlerine daha az bağlılık gösteriyor, yönetimlerine güvenmiyor ve serbest çalışma eğilimi gittikçe artıyor.

Yazarın bir de “sosyal kirlenme” olarak tanımladığı bir olgu var. Bu olguyu kısaca anlatmak gerekirse iş ve yoğun saatler kişilerin hayatını zehirliyor. Şirketlerin ağır yaptırımları ve koşulları var. Bu koşullar kişilerin evliliklerinin bitmesine, çocuklarına ayırmaları gereken zamanı işe ayırmalarına ve genel olarak aile hayatının bitmesine sebep oluyor. Şirketler çevreye karşı davranışlarına önem vermeleri gerektiği gibi sosyal olarak etkilerine de önem vermeliler.  

İnsanların genel eleştirilerinden birisi olan “İşini beğenmiyorsan o zaman bırak başka iş bul” argümanına da değinen yazar, o işin söylendiği kadar kolay olmadığını belirtiyor. Ayrıca şirketlerin insanları manipüle ettiğini de belirten yazar, iş aramanın kendisinin de yorucu ve stresli bir süreç olduğunun altını çiziyor.

Profesöre göre bu sorun asla ortadan kalkmayacak çünkü insanlar bunu bir sorun olarak görmüyorlar. Bugünün şartlarında herkes bu duruma alışmış gibi gözüküyor.

Kaynak :https://www.fastcompany.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Su Krizinin Dünyayı Nasıl Değiştirdiğini Gösteren Fotoğraf

İnsanın En Karanlık Yönlerini Konu Edinen 5 Psikolojik Roman