in

Bugüne Kadar Nobel Almamış Yazarlar ve Ödülü Reddedenler


Gelenekselleşen Nobel Ödülü’nün sağladığı itibar nedeniyle, verilmesinin bir “onur” sayıldığı zamanlar geride mi kalıyor? Üst üste yaşanan gelişmeler neticesinde büyük bir güven ve itibar kaybına uğrayan Nobel ödülleri, 2020 Ekim itibariyle birer birer sahiplerini bulmaya başladı. Son yıllarda en çok tartışma yaratan ödül kategorisi ise edebiyat… Geçen yılki törende ödüller, dışarıdaki protesto gösterilerinin gölgesinde sahiplerine teslim edildi. Her yıl kurucusunun ölüm tarihi olan 10 Aralık’ta düzenlenen tören, bu sene de pandemi nedeniyle iptal edildi.

Birlikte verilen yüklü miktardaki paranın kanlı olması nedeniyle ödülün bir laneti de beraberinde getirdiği söyleniyor. 2009’daki haberlere göre, Nobel Vakfı paralarının silah şirketlerinin hisselerine yatırıldığı ve hatta bir silah şirketinin de ödüllere sponsor olduğu ortaya çıkmıştı. 2018’de akademide yaşanan cinsel taciz skandalından ve 2019’da savaş suçlarını savunan bir yazara ödül verilmesinden sonra, “Nobel’in saygınlığına leke sürüldü” diyenler; Bunca zamandır klasikleşmiş ve klasik olmaya aday şahane onca edebi eserin Nobel Komiteleri tarafından görmezden gelinmesi nedeniyle, “Belki bundan sonra ödülü kabul etmemek, etmekten daha akıllıca bir hareket haline gelebilir” yorumunu yapanlar var. Bir taraftan, Nobel’i ciddiye almayanlar tarafından kazanamadığı için daha da itibarlı kabul edilen yazarlar mevcutken, öte yandan Nobel’e yakın bazı çevrelerin görüşü ise Akademi’nin “Ödülü, almak istediğini belli eden hiçbir yazara vermediği” yönünde. “Ödülü reddeden yazar” olmanın forsu ise gerçekten her zaman bambaşka… 😊 Zira; ne bir otoriteyi ne de edebi bir zevki temsil eden Nobel’i almayan tüm bu yazarlar, aldığı halde şimdi adı dahi anılmayan o, bazı yazarlardan daha ilginç ve heyecan verici…

nobel
Tolstoy, edebi dehasının yanı sıra sıra dışı kişiliğinden ötürü yaşadığı dönemde dünyanın en ünlü insanlarından da biriydi. Hem ödül verilmeyen yazar, hem de ödülü reddeden yazar olarak bu listenin en başında yer alıyor. Hikâye şöyle: Nobel’in ödül alacak yazarlarda aradığı en önemli kriter, “Edebiyat alanında, ideal doğrultuda en seçkin çalışmayı üretmiş kişi” olması. 1901’de yapılan ilk ödül töreninde; ödülün ilk sahibi olarak konuşma yapmak üzere kürsüye çağrılan kişi ise Sully Prudhomme’du. Oysa pek çokları Nobel’in Tolstoy’a verileceğine kesin gözüyle bakıyordu. Gelgelelim, Tolstoy, Kilise’nin otoritesini reddetmiş, bu yüzden tam da o yıl aforoz edilmişti. Varlıklı ve soylu bir aileden gelen Tolstoy, zorla ele geçirildiğine inandığı için özel mülkiyete ve devlete de karşı çıkmıştı. Tolstoy’un bu kökten muhalif son derece idealistik tutumu, eserlerinin “yeterince idealistik” olmadığı gerekçesiyle İsveç Akademisi üyelerinin ilk Nobel’i ondan esirgemelerine neden olacaktı. Uzun yıllar sonra açıklanacak tutanaklarda, seçici kurul üyelerinin, özellikle din konusundaki “eksantrik” anlayışından ötürü, ödülü Tolstoy’a vermekten kaçındıkları ortaya çıkacaktı. Takvimler 7 Ekim 1906’yı gösterdiğinde ise Rusya Bilimler Akademisi, Tolstoy’u tekrar Nobel’e aday gösteriyordu. Yazar bu duruma hemen müdahale etti. Arkadaşı Fin yazar Arvid Yarnefelt’e yazdığı mektubunda ödülün kendisine verilmemesi için elinden gelen her şeyi yapmasını rica etti. “Eğer ödülü bana verirlerse, bu durumda ödülden vazgeçmem hiç hoş olmayacak” dedi. Yarnefelt, adaylığı reddeden Tolstoy’un ricasını yerine getirerek ödülü Giosue Carducci’ye verdi. Bu karara oldukça sevinen Tolstoy, kendisini mektup yağmuruna tutup İsveç Akademisi’nin bu kararına tepki gösteren yazar dostlarına ve hayranlarına hitaben yazdığı mektubunda şöyle diyor: “Değerli dostlar, Nobel Ödülü’nün bana verilmediğini öğrenince ne kadar sevindim bilemezsiniz. Her şeyden önce, o parayı nasıl kullanacağımı bilemeyecektim, böyle bir dertten kurtulmuş oldum. Hiç kuşkum yok, bu ödül parası, tıpkı her türlü para gibi, olsa olsa kötülük getirebilir. İkincisi, hiç tanımadığım insanlardan bu kadar çok sevgi ve destek mektubu almak beni onurlandırdı. Lütfen, en içten şükranlarımı kabul edin.”

nobel
İsveç Akademisi, gelmiş geçmiş en iyi roman yazarlarından biri olan Woolf’u, fazla deneysel ve karamsar bulduğu için ödül vermedi. Erkek egemen anlayışın hakim olduğu Nobel’de bugüne kadar bu ödülü alan 113 kişiden sadece 14’ü kadın.

İlgili Haber:  150 Kişilik Ekipler, Saldırganlık ve Kaos: Japonların Garip Sporu Bo-Taoshi

3. Jorge Luis Borges

nobel
Diktatör Augusto Pinochet ve Jorge Rafael Videla’ya olan desteği nedeniyle Nobel Ödül Komitesi ile arası hiç ısınmadı.



4. Vladimir Nobokov


1974’te aday gösterildi ancak bizzat ödül komitesinde olan İsveçli yazarlar Eyvind Johnson ve Harry Martinson’a ödülü kaptırdı. Nobel’in iltimas gösterdiği en bariz kararlardan biriydi. Çok sonraları İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Komitesi Başkanı Per Wastberg, 9 Mayıs 2016’da T24’e verdiği bir röportajda, “Ödülü almasını gönülden istediği ama alamayan yazarların olup olmadığı sorulduğunda, “Kendi dönemimle ilgili konuşamam. Ama Akademi’nin geçmişteki kararları üzerinden şunu söyleyebilirim; Vladimir Nabokov ve Jorge Luis Borges’in Nobel alamamış olmasından şahsen büyük üzüntü duyuyorum” diyecekti.

5. James Joyce


Ödül kurulundan Sven Hedin’e, Joyce’un nasıl olur da ödüle aday gösterilmediği sorulur. Hedin’in cevabı “Kim?”


Gelmiş geçmiş en büyük şairlerden biri olarak dünyaca kabul görmüş Nazım Hikmet hakkında ise İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Komitesi Başkanı Per Wastberg, ödül alması konusunda daha önce üzerine tartışılan bir yazar olduğunu söyledi.


En az 20 kere aday gösterilen “Nobel’e 1973’ten beri adayım, ölene kadar da aday olacağım” diyen Yaşar Kemal, ödülün kendisine verilmeyeceğini anlamış olmalı. Gazeteci Reha Erus anlatıyor: “1994 yılında Siena Üniversitesi’nde düzenlenen bir panelde o dönemde çalıştığım gazete adına Umberto Eco ile Yaşar Kemal’i biraraya getirmiştim. Ön konu; kazanılamayan ve hala umut edilen “Nobel Ödülü”ydü. Umberto Eco’nun bir Yaşar Kemal hayranı olduğu orada ortaya çıktı. “Mehmed İl Falco – İnce Mehmed’i üç kez okuduğunu itiraf ederek, ‘O eserinle Nobel’e layık görülmediysen gerisi hikaye dostum’ demişti.” Yaşar Kemal’in akademide defalarca tartışıldığını söyleyen İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Komitesi Başkanı Per Wastberg, “Son 5’e de girmiştir ama ödülü alamamıştır” diyor.


Bilim insanı, yazar, göstergebilim uzmanı, gazeteci, düşünür, eleştirmen, denemeci, öğretim üyesi, filozof, tarihçi, estetikçi, Ortaçağ uzmanı, araştırmacı, kültür ataşesi, profesör, televizyoncu, gurme, şövalye… Saymakla bitmez bir “Gülün Adı”… 😊 Şöhretli bir yazar olmanın, alınan ödüllere bağlı olmadığının en güzel örneklerinden.


Japon ve dünya edebiyatının önemli ismi, bugüne kadar Nobel’e yedi defa aday gösterildi.

10. Mark Twain

nobel

11. Emile Zola

nobel

12. Anton Çehov

13. Maksim Gorki

14. Marcel Proust

nobel

15. Bertolt Brecht

nobel

16. Aldous Huxley

nobel

17. Milan Kundera

nobel

18. Ursula Le Guin

nobel

19. Boris Pasternak


Nobel Edebiyat Ödülü”nü geri çeviren diğer önemli bir yazar. Dönemin egemen Batı’sı, Boris Pasternak’ın, ödülü kendi isteğiyle değil, Sovyet hükümetinin baskısı sonucu geri çevirmek zorunda kaldığını iddia eder. Buna karşıt olarak da, yazara 1958’de verilen bu ödülün arkasındaki niyetin, Sovyetler Birliği’ni karıştırmak olduğu ve bunun da başarıya ulaştığı, ülkesinde yaşanan sosyalizmin yaşattıklarından ötürü hayal kırıklığına uğrayan bir yazarın özellikle seçildiği söylenir. Nitekim Pasternak ödülü reddeder ve Nobel Ödül Komitesi’ne şu mektubu gönderir: “…. Nobel Ödülü’nün bana verilmesinin, çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca, kimsenin zorlamasıyla değil, kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim.”

İlgili Haber:  Jeff Bezos Artık 150 Ülkeden Daha Zengin –

20. Jean-Paul Sartre


Hayatı boyunca Legion d’honneur dahil hiçbir ödülü kabul etmemiş olan yazar, 23 Ekim 1964’te Le Monde ve Le Figaro gazetelerine gönderdiği “Neden Reddettim?” mektubunda Nobel’i almamasının nedenlerini kişisel ve nesnel şeklinde ayırarak şöyle diyor: “…. ben resmi payelere her zaman dirsek çevirdim. …. Bu tutumun temelinde benim, yazarın görevine dair anlayışım var. Siyaset, topluluk ya da edebiyat meselelerinde bir tutumu benimseyen yazar, bence ancak kendi imkanlarını, yani kalemini ve kağıdını kullanmalıdır. Kabul edeceği her paye, okuyucularını bir etki karşısında bırakır ki işte ben bunu istemiyorum. İmzamı ‘Jean-Paul Sartre’ olarak atmakla, ‘Jean-Paul Sartre, 1964 Nobeli’ diye atmak, aynı şey değildir, diyorum.” Nobel ile ilgili düşüncelerini ise mektubunun sonunda şöyle açıklar: “Nitekim Nobel günümüzde Batı bloğu yazarlarına ya da Doğu’da başkaldıranlara verilen bir ödül olarak görülmektedir. Mesela, Güney Afrika şairlerinin en büyüklerinden biri Neruda ödüle değer görülmemiştir. Herkesten fazla layık olduğu halde Louis Aragon düşünülmemiştir. Ödülün Şolokof’tan önce Pasternak’a verilmesi ve Sovyetlerden seçilmiş tek eserin memleketinde yasaklanmış ve ancak basılabilmiş bir kitap olması, esef edilecek bir durumdur. Halbuki karşı yönde bir davranış pekala dengeyi sağlayabilirdi. Cezayir savaşı günlerinde, 121’ler beyannamesini imzaladığımız sırada verilseydi, Nobel’i sevinçle kabul ederdim, zira o zaman bu mükafat sadece bana değil, uğrunda savaştığımız hürriyete de şeref kazandıracaktı. …. Ödülü geri çevirmeyi, kabul etmekten daha az tehlikeli buluyorum. Kabul etmekle ‘Bağımsızlıktan taviz verme’ diyebileceğim bir sonucu da benimsemiş olurdum.” Ancak Sartre, BBC’nin felsefe belgeseli Human, All Too Human’da yer verilen başka bir açıklamasında diğer gerekçelerini de sunuyor. “Politika ile aramda bağ olduğu için, burjuva kurumu benim ‘geçmiş hatalarımın’ üstünü örtmek istedi. Artık bir kabul var! İşte bunun için bana Nobel Ödülü’nü verdiler. Benden özür dilediler ve hak ettiğimi söylediler. Bu çok çirkindi!” Sartre’ın öncelikle bir insan olarak “kendi içinde tutarlı olması” onun en ayırt edici özelliklerinden biriydi ve saygıyı son derece hak eden bu ilkeli duruşu kendisinden geriye kalan en büyük mirası aslında. Fransa’nın o dönem Cezayir’in işgal etmesi yazarın tepkisini çekmişti. Ona göre Fransa’nın bu işgali haksızdı ve derhal son bulması gerekiyordu. O dönem Fransa’da böyle bir politikaya karşı çıkmak da herkesin harcı değildi. Ama o Sartre’dı işte, durur mu? Bildiriler dağıtarak insanları bilinçlendirmeye çalışınca ünlü filozofun bu etkileyici muhalefeti halk tarafından tepkiyle karşılanır ve yazarı devlet başkanı De Gaulle’ye şikâyet ederler. Charles De Gaulle, şu tarihi cevabı vererek yazara sahip çıkar: “Sartre’a dokundurmam! Çünkü Sartre, Fransa’nın ta kendisidir.”

BONUS: Bazı Önemli Yazarların Nobel Ödülü Konuşmaları

nobel
Tam da burada ödüllendirme sistemlerinin tamamını sorgulamak lazım. Şimdi vereceğimiz William Faulkner örneği de bu bakımdan doğru bir yaklaşım olduğu için önemli. Faulkner, ödülün sahibi olduğu açıklandığında, onu almaya gitmeyi aklından bile geçirmez ve törene katılmayacağını bildirir. Ama sonra, kızının ricası üzerine, sesini genç yazar ve şairlere duyurabileceği için –para ödülünü almamak şartıyla– Stockholm’e gelerek “Her şey korkuyla başlar” başlıklı tarihe geçen o muazzam konuşmayı yapar. Tutkulu Faulkner hayranları sırf böyle bir konuşmaya vesile olduğu için dahi Nobel komitesine teşekkür edeceklerdir. Faulkner, konuşmasında “yazar” olmanın içeriğini anlatırken şu cümleleri sarf eder. “…. İçini rahatlatarak insanın dayanma gücünü artırmak ve geçmişteki zaferlerin kaynağı olan cesareti, onuru, umudu, gururu, şefkati, acımayı ve fedakarlığı hatırlatmak, onun ayrıcalığıdır. Şairin sesi yalnızca insanlığa ait kayıtlar değildir, aynı zamanda onun dayanmasına ve güçlenmesine yardım eden destek noktasıdır, temeldir.” Ödül sonrası ABD Başkanı Faulkner’i Beyaz Saray’a yemeğe davet eder. Ama o, bu yemeğe katılmaz. Gazetecilerin bu husustaki sorularına ise gayet net bir şekilde “Bir akşam yemeği için o kadar yol gitmek bana pek mantıklı gelmedi” diye cevap verir. 😊 Şehir efsanesi olmayan bu anekdottan anlaşıldığı kadarıyla ödül, Faulkner’in şahsında hiçbir değişikliğe sebep olmamıştı fakat eserlerinin diğer dillere çevrilmesi konusunda yayıncıları cesaretlendirmiş ve teşvik etmişti diyebiliriz.

İlgili Haber:  Yok Olmak Üzere Olan Toplulukların Birbirinden Etkileyici Fotoğrafları

Ödül mekanizmaları, iyi şeylerin; sonucunda bir ödül ya da kazanç olduğu için yapıldığını düşünmemize yol açarak, safiyetine ve samimiyetine gölge düşürürler. Çünkü ödüllerin yazarlara ayrıca sağlayacağı pek çok olanak ve imtiyaz vardır. Halbuki severek, isteyerek yaptığımız şeyleri yapabiliyor olmak zaten bir ödüldür. Yazar, ayrıca bir ödüle ihtiyaç duymamalıdır. Öte yandan insan evladı, iyi yaptığı şeyler için ödüllendirilmeyi bekler ve ister. Bu en basitinden ürettiklerinin hayata olan “pozitif” etkisini görmek, “bir işe yaradığının hissettirilmesi” olabilir. Bu istek, varoluşuna, edimlerine en temelinden saygı gösterilmesi ve kendisine adil davranılmasına yönelik yine içten gelen bir hak etme ve güven duygusuyla ilgilidir ki, hepimiz nihayetinde “kendini gerçekleştirmek” anlamında bu tatmini ve özgüveni tıpkı Faulkner gibi öznel biçimde yaşamak isteriz. Velhasıl insan, edimlerini sürdürebilmek için her daim bir motivasyona ihtiyaç duyuyor ancak bunun ne kadarının ödül ne kadarının içten gelen yaratma arzusu ile gerçekleşmesi gerektiğinin dengesi doğru kurulmuyor diyebiliriz. Bertrand Russell, Ernest Hemingway ve John Steinbeck gibi çok sevdiğimiz diğer Nobel ödüllü yazarların konuşmaları için buraya tıklayabilirsiniz.

BONUS: Nobel Ödülü’nün Az Bilinen Ortaya Çıkış Hikayesi

nobel
Vasiyeti üzerine ödüle adını veren Alfred Nobel, dinamiti ve balistit gibi silah yapımında kullanılan birçok patlayıcıyı icat eden ve aynı zamanda silah sanayisine yatırım yaparak büyük servet kazanan bir mucitti. 1888’de kardeşi Ludvig öldüğü sırada, emekliliğini Fransa’daki evinde geçiren Nobel, gazetede gördüğü bir haberle adeta şoka girer. Gazete, kardeşi ile kendisini karıştırmış ve onun ölüm haberini yayınlamıştır. Ama Nobel’i asıl düşündüren haberin başlığıdır. “Ölüm taciri öldü”. “Daha çok insanı daha hızlı şekilde öldürme yollarını arayarak zengin olan Dr. Alfred Nobel dün öldü” şeklinde kendisinden hiç de iyi bahsedilmeyen haberlerden sonra içine kapanır. Öldükten sonra “kötü biri” olarak anılacağının farkına varan Nobel’in ciddi bir bunalım geçirdiği düşünülüyor. Bu şekilde hatırlanacak olmasından ötürü çektiği derin vicdan azabı sonucu bir karara varır. Nobel, vasiyetini değiştirip öldüğü zaman servetinin yüzde 94’ünü fizik, kimya, barış, edebiyat ve tıp (Ekonomi ödülü hariç. Bu ödül 1968’den sonra verilmeye başlandı) alanlarında insanlığa üstün hizmette bulunacak kişilere her yıl verilecek bir ödül fonu kurulması için bağışlar. 1896’da öldüğünde adına kurulacak vakfa devredilen meblağ, bugünün parasıyla 250 milyon dolara yakındır.

Kaynak: Sabitfikir, Kasım 2019, Remzi Şimşek, Nobel Edebiyat Ödülleri ve Peşindeki Lanet Sabitfikir, Kasım 2019, Murat Can Aşlak, Nobel’in Görmezden Geldiği Büyük Yazarlar

Kaynak: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 14, 12


Kaynak: listelist

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Böbrek Taşı Belirtileri Nelerdir? Böbrek Taşı Nasıl Tedavi Edilir?

Kabak Çekirdeğinin Faydaları ve Zararları Nelerdir?